Close
Antalya’dan bugüne ne kaldı?

Antalya’dan bugüne ne kaldı?

2. Uluslararası Avrasya Filmleri Festivali eklense de Antalya Altın Portakal Film Yarışması’nın en heyecan verici kısmı elbetteki Türkiye’li filmlerin en popüler yarışma mecrası olması… Üstelik yeni değişimle rekabet, uluslararası düzeye de taşınmış oluyor. Dolayısıyla altın portakala sahip olmak “market” düzeyinde de hemen yankılanacak bir boyut katıyor.

2006’nın ödül dağıtımı her zaman, farklı sebeplerle de olsa tartışmalı sonuçlanan Antalya Film Festivali bu kez de sürpriz yapmadı. Bunun nedenleri arasında, aynı zamanda üç farklı eğilimle, çağdaş sinemamızın üç önemli yönetmeninin karşı karşıya yarışmasıydı. Dolayısıyla 2006, 43 Antalya Altın Portakal Festivali, herhalde, tarihin sayfalarında daha geniş yer tutacak gibi… Derviş Zaim, Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan gibi bir sonraki filmleri merakla beklenen yönetmenlerimizin yanında ilk filmleriyle merak uyandıranlar da heyecanı yükseltiyordu.

Kısaca ödüller ve filmleri bağlamında baktığımızda ise en önemli ödüller şöyle dağıldı: En iyi film Zeki Demirkubuz’un Kaderi, en iyi yönetmen N.B. Ceylan’m İklimler’i, en iyi senaryo ise Önder Çakar’m Takva’sı (yön: Özer Kızıltan)… En iyi kadın oyuncu Sibel Kekilli’nin içten oyunuyla Eve Dönüş, en iyi erkek oyuncu da Takva’ya katkısı büyük olan Erkan Can…

Takva (Önder Çakar)

En iyi senaryo ödülüyle yarışmayı kapatan Takva (sözlük anlamı züht-günahtan sakınma) tekke ve zaviyelerin kapatılmasından bu yana gündemimizde olan, 11 Eylül’den beri de dünya gündemine taşman din üzerine bir seyirlik sunuyordu. İzleyiciye neredeyse kapalı kapıları araladığı duygusunu veren, uzun ve bol tekrarlanan zikir ayinleri ve Erkan Çan’ın oyunculuğu en akılda kalan yanıydı. Erkan Çan’ın bir karakteri yaratmakta ve canlandırmaktaki ustalığı, senaryonun en önemli öğesine karakter yaratmak katkıda bulunmuş olduğunu söylemek yanlış olmaz. Film, genelde din ve inanç kavramlarına referans vermekten çok İslam dini içindeki dergah anlayışı üzerine kurulmuştu. Dolayısıyla İslam dünyasının açmazlarını merak eden “yabancı” bakışlara ilginç bir seyirlik vaadediyordu. Senaryonun fazla “ortada” durma eğilimi, görüntüdeki seyirlik unsurla birleşince İslam dini üzerine tartışılır boyut yaratıyordu. İzleyenlerin kolayca anlayabileceği gibi bu film din propagandası yapmıyordu ama dini temel alarak kurduğu anlatımı ona karşı mesafesinin boyutlarını da karmaşık hale getiriyordu. Dini-bütün bir adamın iç hesaplaşması ile dergah dünyasının gizli yüzü demek film için yeterli gelmiyor. Çünkü kutuplardan biri yani hesaplaşmaya sebep olan neden bir türlü netleşmiyordu. Kendi vicdanının sesini dinleyebilme kapasitesi olan bir adamı delirme noktasına getiren neydi? Hayal ettiği erotik düşünceleri bastırmasa daha doğru karar verip işin içinden çıkabilir miydi? Kendi içinde tutarlı gösterilen Dergah dünyası, hatta bazen iyiliksever, anlayışlı da olabilen Şeyh’i suçlayabilir miyiz? Günahtan sakınmamak mı gerekir? Günah nedir? Din yoksulluk karşısında ne yapmalıdır? Zavallı adamcağız seksle günah işlememek için başına gelmeyen kalmaz, sonunda deli olur (mu?)

İklimler NBC yapımın sürpriz yaratmayan bir filmiydi. Ceylan ailesi bu kez Nuri Bilge ve Ebru hanım’a ilişkilerine odaklanıyordu. Bu durumda izleyici bu ilişkilerin gerçek olup olmadığını soruyordu elinde olmadan… Fındık sahnesiyle akılda kalacak olan film, doğaçlama tekniğine verdiği ağırlık ve Nuri Ceylan tarafından zorlanmasıyla komediyle dram arasında kalıveriyoru. Yabancı dil çevirilerinde birçok ayrıntıyı kaybedecek olan filmin en iyi tarafı Ebru 

İklimler (Nuri Bilge Ceylan)

Ceylan’m rahat ve zamanlaması doğru oyunculuğu ve tabii ki filmin mekana bağlı görüntüleriydi. Doğaçlamanın zor bir yetenek olduğu, hatta bazı usta oyuncuların bile bu konuda zorlanabileceği unutulmamalı…. Dolayısıyla NBC’nin de artık bir çemberi tamamladığı söylenebilir. Gerisi merakla beklenecek diğer filmlerine kaldı….

Kader ( Zeki Demirkubuz)

Kader… Masumiyet’in ünlü sekansındaki hikayenin filmi… Taş yerinde daha ağırdı… Oradaki karakterin tutkusu filmin senaryosunda önemli bir ilişkinin nedeni oluyordu. Filmin ismi Kader, Türkçe’de genellikle elimizde olmayan, seçme hakkımızın ve aklımızın işlemediği yerde kullanılan bir kelimedir. Ona boyun eğeriz, kader böyle istedi. Kader ağlarını bizim dışımızda örer. “Kader” açıklanamaz ama inanırız. Çünkü elimizden birşey gelemeyecek durumdayızdır. Dolayısıyla takıntıdan da farklıdır. Bu anlamda film kaderi de zorluyordu. Hem erkeğin hem de kadının hikayeleri kaderi aşıyordu. Bu anlamda olan biteni kadere yüklememiz için gereken durum ortaya çıkmadığı için, öykülemedeki ilişkiler kaderin pabucunu ters giydirip takıntılı kişiliklere gidiyordu ki, kader nedensellik olarak bu hikayelere giremiyordu bile… Daha açık söylenirse iki karakter de yönetmenin teleolojisine yenik düşüyordu ve “kadef’in burada pek de suçu yoktu.

Eve Dönüş (Ömer Uğur)

Ödüllü filmlerin yanında bir de ödül vicdanı filmler olabilir, değerlendirilme “jürinin yüksek seslerine” göre yön alabilir, alınmayı hakkeden filmler de vardı Cenneti Beklerken (Derviş Zaim) ve Eve Dönüş (Ömer Uğur).

Derviş Zaim’in filmi duygulardan daha çok akla hitap ettiği için herhalde estetik açıdan hangi kategoriye konulacağı konusunda sorun yarattı. Aslında tam da bu yüzden daha özgün ve sıra dışı bir yere düşüyordu ki, bu da genellikle sanatlarda nadiren ortaya çıkan bir durumdur. Dili, üslubu, tartışma noktaları oldukça açık olan film izleyenler için “sevmek sevmemek” noktasına varabilir. Ama sevmekle anlamak ilişkisini de unutmamak gerekli. Film, klasik bir hikaye anlatımından çok, varolan kültürel ve sosyal ilişkileri tarihsel bağlamda tartışmaya açıyor, ve bu bağlamda filmin formunu da dikkate almayı gerektiriyordu. Sanat, bilgi, iktidar, kültürel köprülerin olasılıkları, farklılıkların bir araya gelişi, kültürlerin zamandaşlığı ve görsel temsil biçimleri üzerine yoğunlaşan Cenneti Beklerken, minyatürü sinema estetiğine ve çerçevesine taşıma biçimiyle üzerinde daha uzun yazılması gereken bir film.

Ve Eve Dönüş… Ömer Uğur’un filmi özellikle 12 Eylül döneminin ağırlığını yaşamış kuşaklar için unutulmaz bir hatırlatma filmiydi. Ama film aslında hatırlatmanın ötesine de geçip bir film olarak da değerlendirmeyi hakediyordu. Modası geçmiş konular sınıflamasına konup, dönemin tarihsel, toplumsal ve bireysel ağırlığını tümüyle silmiş hafızalara “travmatik” bir etki yaratmış olabilir ki filmi film olarak da değerlendirme noktası ikincil kalmış olabilir. Oysa yönetmenin de dediği gibi “bu bir gönül borcu”nun ödenmesiydi en başta. Anlatılması gereken o kadar hikaye vardır ki bu tür filmler Türkiye tarihinin en acımasız ve en büyük darbesiyle gelen değişim ve hafıza kaybının asıl ilaçları da olabilir. Aslında “herkes gönül borcunu ödese” borç harç kalmaz, ve belki de birileri takva noktasına gelmez.

Eve Dönüş özellikle 12 Eylül dönemini açık seçik bir şekilde anlatıp da “ajitasyon”a varmadan, hafızalara hitap ederek dönemin fotoğrafını çekmişti. Sıradan, “apolitik”, belki de “lümpen” denebilecek bir bireyin bile yaşamını altüst eden bir “Eylül Fırtınası”mn her bir noktaya nasıl nüfuz ettiğinin güçlü bir duruşla anlatımıydı: İlişkiler, kurbanlar, devrimciler, kadınlar, polisler, tam olduğu gibi çizilmiş karakterler, ideolojileri, içsel dinamikleri ve olay örgüsü filmi sadece bir 12 Eylül filmi olmasının ötesine taşıyordu. En iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü hakeden oyunculuğuyla Civan Canova “işkenceci polis” canlandırmasıyla aldı. Film, Sibel Kekilli’yi oyuncu kadrosuna almasıyla ayrı bir cesaret örneği gösteriyor ve Kekilli de popüler medyanın önyargılarını kırıp, rolünün altından kalkarak ödülünü hakediyordu.

Antalya’nın yeni isimlerinden Ay tan Gönülşen, Kardan Adamlarda minimalist bir film örneği sunarken, Biray Dalgakıran’m filmi Araf’ sa zemini olmayan bir türün içinde gereksiz bir risk alıyordu. Murat Şeker zor bir türün, komedinin altından yüzünün akıyla çıkıp, oyunculukları, Türkiye ve dünya sinema endüstrisine göndermeleri, aksamayan ritmiyle rahat izlenen, amacına ulaşan İki Süper Film Birden’le başlıyordu.

2006, 43. Altın Portakal Film Festivali dönemin tüm filmlerini bir arada izleyiciye sunduğu için karşılaştırmaları da daha olanaklı kılıyor. Şimdi sıra filmlerin tek tek ayrı zamanlarda ve gösterim sırasında nasıl tepkiler alacağında. Bu sayıdaki diğer yazılar, bu tepkilere de ışık tutacak sanırız… 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close